Matematik ve Fen Öğretimi

 

Matematik ve fen öğretimi
ikinci kez tartışıldı
Maltepe Üniversitesi’nin bu sene ikincisini düzenlediği ‘Matematik-Fen Öğretiminde Sorunlar ve Çözüm Önerileri’ konferansına başta MEB Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürü Ömer Balıbey olmak üzere çeşitli üniversitelerden birçok akademisyen katıldı
           Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Bölümü tarafından hazırlanan ‘Matematik-Fen Öğretiminde Sorunlar ve Çözüm Önerileri’nin ikincisi Marmara Eğitim Köyü Marma Kongre Merkezi’nde gerçekleştirildi. Etkinliğin açılış konuşmalarını MEB Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürü Ömer Balıbey, Maltepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Kemal Köymen ve Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Belma T. Akşit yaptı.
Ömer Balıbey, yaptığı konuşmada MEB’in ‘Temel Eğitime Destek Projesi’ kapsamında üç büyük reformu gerçekleştirmek için birtakım çalışmalar başlattığını ifade ederken şöyle devam etti: “Bunlardan bir tanesi müfredat yenilemesi oldu. Bakanlığımız öğrenci merkezli eğitimi ortaya çıkaracak, ezberci eğitimden uzak bir sistem arayışı içine girdi. Yeni yapılan müfredatla matematik-fen derslerinde mümkün olduğu kadar çocuklarımızın muhakemesini geliştirecek bir sistem oluşturmaya çalıştık. Öğretmenlerimizin yeni müfredatta ders yetiştirememe konusunda şikâyetleri oldu. İlköğretim okullarında matematik ve fen derslerinin dörder saat arttırılmasını istediler. Bizim eksiğimiz öğretmenlerimize yeni müfredatı geniş şekilde anlatamamak oldu. Bu eksikler üniversitelerin yapmış olduğu çalışmalarla giderilmektedir. İkinci çalışmamız kurumsal ve bireysel performans değerlendirmesiydi. Herkesin artık kendi kendisinin müfettişi olduğu, vicdanıyla baş başa kaldığı, kuvvetli ve zayıf yönlerini değerlendirerek, o sistemi alacağı bir çalışmaya girdik. MEB’in bir diğer çalışması teknolojiydi. MEB, Avrupa’nın en önemli ülkelerini geride bırakacak bir sisteme girdi. e-okul sisteminden başlayarak, e-kitap sistemine geçmekteyiz. Bütün okullarda elektronik sistemin tamamının kullanıldığı bir sistem geliştirildi. Üçüncü proje ise benim de başında olduğum öğretmen yeterlilikleri çalışmasıdır.”
Prof. Dr. Köymen, “Üniversitelerimizde üretilen bilgi teknolojileri ve deneyimlerinin doğrudan ilgili kesimlerle paylaşılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum” derken,  “Maltepe Üniversitesi olarak ürettiğimiz bilgi ve deneyimlerimizi çevremizle paylaşma anlamında sayısız etkinliklerde bulunduk ve bulunmaya devam ediyoruz. Matematik ve fen bilimleri, mühendislik bilimlerinin temelidir. Bu bakımdan matematik ve fen eğitimi, bir ülkenin bilim ve teknoloji yarışında geride kalmaması için çok önemlidir” diye konuştu. Prof. Dr. Akşit ise matematiğin en az felsefe kadar epistemolojik ve ontolojik değerinin olduğunu ve sosyal bilimlere de çok büyük katkısı olduğunu söyledi.
‘MATEMATİKLE KORKUTUYORUZ’
            Açılış konuşmalarından sonra çağrılı konuşmacılara geçildi. Sabancı Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tosun Terzioğlu, matematik dersinin insanın düşünce becerisini disipline etme açısından çok önemli olduğunu belirtirken şunları söyledi: “Matematik, çalışarak, düşünerek, kâğıt kalemle öğrenilir. Her zaman matematiğin zor olup olmadığı tartışılır. Biz matematikçiler derslerde öğretmenlik yaparken mesleğimizi biraz da kötüye kullanıyoruz. Matematikle korkutuyoruz. Matematikçiler müfredat hazırlarken bir ikilemle karşı karşıya kalırlar. Ve bu ikilemi dünyada çözmüş ülke ve sistem de yoktur. Ne kadar matematiği, matematik olarak öğretebileceksin veya ne kadarını araç olarak öğreteceksin? Matematiği bir araç olarak anlatırız.” Bir diğer konuşmacı eski YÖK üyesi Prof. Dr. İsa Eşme ise konuşmasında Şubat sonunda başlanılan ‘Lise Öğrencilerinin Fen ve Matematik Eğitimine İlişkin Yaklaşımları’ projesine değindi. Projenin halen daha devam ettiğini söyleyen Eşme, “İstanbul bölgesiyle ilgili verileri değerlendirdik. Kesin sonuçlar Mayıs ayında belli olacak. Araştırmamızın amacı lise öğrencilerinin (17-18 yaş grubu) yetiştikleri eğitim sisteminin sağladığı yeterliliklere ilişkin değerlendirmeleri içermektedir. Öğrenciler bundan ne kadar memnun, ne gibi eleştirileri var, öğrencilerin pozitif bilimlere bakışı nedir, nasıl bir gençlik yetişiyor? bunları cevaplayacağız. Araştırmanın başında öğrencilere şöyle bir soru yönelttik: ‘Şimdiye kadar ki eğitim sürecinde sizde en olumlu ve en olumsuz iz bırakan hangi dersin öğretmeni oldu?’ Çok ilginç bir sonuç geldi. Matematik yüzde 28 ile olumlu yönde en yüksek yüzdeye sahip cevap oldu. Sonra Türkçe, fen bilimleri, tarih, v.d. Olumsuzda da matematik en başta yer alırken, fen bilimleri ikinci sırada yer aldı, sonrakiler de Türkçe, İngilizce diye devam ediyor” dedi. Eşme, Batı ülkelerinin Orta Doğu ülkelerinden daha ileride olmalarını da, fen ve matematiğe daha çok önem vermelerine bağladı.  
‘ORTAK HAREKET ETMELİYİZ’
İlk konuşmacılardan sonra başkanlığını Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik bölümünden Prof. Dr. Osman Gürsoy´un yaptığı oturuma geçildi. İlk konuşmacı Sabancı Üniversitesi’nden Huriye Arıkan, öğrencilerin ezberci olarak üniversiteye geldiğini söylerken, matematiği, fiziği öğrenciye kavratabilmek için bu ezberi bozmak zorunda kaldıklarını belirtti. Boğaziçi Üniversitesi’nden Emine Erktin ise müfredat değişikliğinin öğretmenler üzerindeki etkisine değindi. Erktin, “Öğretmenler, eğitim reformlarının en önemli unsurudur. Yapılan araştırmalar reformların yüklü olan mesleki çalışmalarını arttırdığını göstermektedir. Öğretmenlerimizin 2005’te başlayan yenileşme çalışmaları ile değişime ayak uydurmaları beklendi. Amaç, öğretmenlerin yaşadığı gerilimi bir sınav kaygısı çerçevesinde incelemekti. Burada dış etkenler devreye giriyor ve sınav algısını engelliyor. Bu da kaygıya dönüşüyor” diye konuştu. Erktin, başa çıkma mekanizmalarının iyiyse fırsata, değilse de kaygıya dönüştüğünü de belirtti. Maltepe Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Zeynep Çiğdem Özcan da yeni müfredatla ilgili yapılan çalışmaların, öğretmenlere göre yapılandırmacı yaklaşımla yapılan matematik eğitimi odaklı olduğunu söyledi. Özcan, “Bizdeki öğretmenler kazanım, içerik, öğrenme-öğretme süreci ve ölçme-değerlendirme içeriklerini yeterli buldu. Öğretmenlerimiz, yeni müfredatın kolaylaştırıcı olduğunu da söylüyor” dedi. Özcan, öğretmenlerin yeni müfredatla ilgili olumsuz düşüncelere de sahip olduğunu söylerken şöyle dedi: “ Öğretmenler, müfredatta çok fazla konu olduğunu ve özellikle devlet okullarında bunun için yeterli ders saati olmadığından dolayı şikâyet ediyor. Araç-gereçleri ve etkinlikleri yetersiz buluyorlar. Kitap eksiklikleri de var. Veli ise yeterli bilgilendirilmediklerinden dolayı yeni programa karşı direnç göstermektedir. Peki, ne yapmalıyız? Matematik müfredatına yeni eklenen konular (fraktalar, dönüşüm geometrisi) için hem hizmet içi eğitim verilmeli hem de lisans derslerinde işlenecek biçimde düzenleme yapılmalıdır. Ders kitaplarına ilişkin belirleyici geri bildirimler MEB’e bildirilmelidir. Dershaneler de MEB ile işbirliği yaparak, okullara ayak uydurmalıdır. Aynı zamanda velilere müfredat hakkında detaylı bilgi verilmelidir.” Özcan, gelecek sene orta öğretime başlayacak öğrencilerin profilinin daha farklı olacağını belirtirken, bu konuda okullara çok iş düştüğünü, ilk ve ortaokul öğretmenlerinin bir arada hareket etmesi gerektiğini vurguladı. Toronto Üniversitesi’nden Zekeriya Karadağ da yaptığı konuşmada görsel, dinamik öğrenme teknolojisinin matematik eğitimine katkısı hakkında bilgi verdi.
İkinci oturumda Maltepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hüseyin Çakallı başkanlığında, ‘Proje Sürecinde Empati; Matematik ve Fen Öğretmenleri İçin Proje Danışmanlığı Eğitimi’ konusunda Marmara Üniversitesi’nden Ali Delice bilgi verirken, ‘Teknoloji Destekli Matematik Eğitimi’ hakkında da yine Marmara Üniversitesi’nden Hatice Akkoç konuşma yaptı. Üçüncü oturumda ise Maltepe Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Alemdar Demirel başkanlığında, Koç Lisesi’nden Cem Pekdemir ve Murat Gökalp ‘Teknoloji Destekli Matematik Programları’ hakkında bilgi verdi. Konuşmaların ardından çalıştaylar bölümünde de katılımcıların oluşturduğu ilköğretim, orta öğretim ve üniversite gruplarının karşılaştığı sorunlar ve çözüm önerileri ayrı ayrı tespit edilip, elde edilen sonuçlar ortak bir oturumda değerlendirildi.